Ve bir yaz tatili daha bitti…
Yeni eğitim ve öğretim dönemine başlarken; öğrenciler, arkadaşları, öğretmenleri ve okuluyla kavuşmanın heyecanını, velilerse kayıt telaşını yaşıyordu geçtiğimiz hafta.
Milli Eğitim Bakanlığı “ kayıt parası” alınmayacağını açıklamıştı. Hatta kayıt parasıyla ilgili olarak özel bir araştırma timi bile kuruldu.
Evet kayıt parası alınmasın. Kayıt parası yüzünden dar gelirli vatandaşın çocuğu eğitim hakkından mahrum bırakılmasın.
Ancak yeni eğitim döneminin başlamasıyla gördük ki 20 Temmuz 2011 tarihli bir kararname ile okulların “gönüllü” dahi olsa bağış alması yasaklanmış.
Hatta ilk haftadan tüm Türkiye genelindeki okullara müfettişler gönderilerek 20 Temmuz 2011 tarihinden itibaren kesilen tüm makbuzlar incelemeye alınmış ve yapılan bağışlar tek tek tespit edilmiş.
Şimdi bazı kesimler bu habere sevinebilirler, hatta “oh olsun, siz misiniz vatandaştan para alan” diyebilirler.
Öyleyse devlet okullarının durumunu bir mercek altına alalım.
1- Mevcudu 800 – 1000 kişi olan en az iki katlı bir kaç bloktan oluşan okullara devletin verdiği hizmetli sayısı 1 kişi. Evet yanlış okumadınız sadece 1 kişi yaklaşık 1000 öğrencinin ve iki katlı, iki blok halindeki binanın temizliğinden sorumlu.
Bir çok okul belki de tamamı sözleşmeli personel alarak temizliğin ve hijyenin sağlanması için çaba gösteriyor. Bu sözleşmeli personelin maaşları ve sigortaları Okul Aile Birlikleri tarafından ödeniyor.
Peki sözleşmeli personel çalıştırılmazsa ne olur?
1 kişi tüm binayı her gün gerektiği temizleyemez, buna
ne enerjisi ne de zamanı yeter.
1 kişi her katta bulunan ve yaklaşık 1000 öğrencinin her tenefüs kullandığı tuvaletleri temizleyerek hijyenini sağlayamaz.
Bir zaman sonra pislikten okullar böceklenir ve salgın hastalıklar başgöstermeye başlar.
2- Okullar her tatil döneminde boyanır, sıralar zımparalanır ve yeni döneme temiz pak hazırlanır. Tüm bu masrafları Okul Aile Birlikleri karşılar çünkü devletin verdiği ödenek bu masrafları karşılamaz.
3- Okullar internetsiz olmamalı.Çünkü o zaman öğrenciler için sınıflara konulan bilgisayarlar amaçları doğrultusunda işlev yapamaz.
Daha da önemlisi e-okul sistemi tüm işlevini kaybeder. Evraklar internet üzerinden hızlı bir şekilde aktarılamadığı içinde tüm işlemler yavaşlar. Çocuklarımızın ders notlarını, devamsızlık durumlarını takip edemeyiz.
Devlet internet için ödenek vermez, bunu da Okul Aile Birliği karşılar.
Ayrıca elektrik, su ve doğalgaz için verilen ödenekte yetersiz olduğu kadar birde zamanında gelmeyerek mağdur bırakır öğrencileri. Zamanında gelmeyen ödenek için bu faturaları da Aile Birliği öder.
Ve Okul Aile Birlikleri kendi okulunda maddi zorluk çeken öğrencileri de koruyup kollayarak onlara maddi destek sağlar.
Şimdi soruyorum; Aile Birlikleri bu kadar parayı nereden buluyor?
Yaptığı etkinliklerden mi?
Lütfen gerçekçi olalım, yıl içinde yapılan iki kermes, üç eğlence kendi masrafını çıkardıktan sonra ne kadar kar bırakır okullara…
Okul Aile Birliklerinin en büyük gelir kaynağı bağışlardır.
Şimdi, 20 Temmuz 2011 tarihli kararname ile gönüllü bağış yapmak bile yasaklandı. Yani sizin vatandaş olarak paranız var ve bir eğitim kurumuna bağış yapmak istiyorsunuz, yapamayacaksınız çünkü artık okullar bağış adı altında makbuz kesemeyecek.
Eee devlette masrafları karşılamıyor. O zaman devlet okullarında okuyan çocuklar, çocuklarımız temiz ve sağlıklı bir ortamda kaliteli eğitim alamayacaklar mı? Neden çocuklarımızın kaliteli eğitim alma hakkını elimizden alıyorlar.
Geçen hafta kendi çocuğumun okulunda yaşadığım bir anekdot; “ 20 Temmuz tarihinden itibaren kesilmiş faturaları incelemeye gelen müfettiş,bir işlem için bulunduğum müdür yardımcısının odasına gelerek masaya oturdu ve sordu: Bu bilgisayarda internet var mı?”