Seçimin iyice yaklaştığı şu günlerde küfürler, belden aşağı vurmalar da had safhaya çıktı. Liderler gelecek adına planlarını anlatıp, ülkeyi nasıl yöneteceklerinin ip uçlarını vermek yerine olayı mahalle kavgası statüsüne taşıyıp birbirlerine sataşıyorlar. Şu görüntüleriyle aslında iyi de ip ucu veriyorlar.
Madem liderler bana ne yapacaklarını anlatmıyor ben de vatandaş olarak bu zamana kadar yapılanların nedenlerini sormak istiyorum.
Mesela neden 52 milyon seçmen varken 69 milyon oy pusulası basıldı?
Neden aday vekillerimizi bizler değil de parti liderleri belirliyor?
Bir tepsi baklava çaldı diye çocuklar tutuklanırken Milletin Vekilleri neden dokunulmazlık zırhı ile korunuyor?
8 yıl önce kaldıracağız denilen dokunulmazlıklara neden dokunulmuyor?
Deniz Feneri davasının akıbeti ne oldu?
Neden milletin vekillerine derdini anlatmaya çalışan vatandaşlar korumalar arafından yaka paça uzaklaştırlıyor.
Derdini anlatmak isteyen çiftçiye neden "Ananı da al git." deniyor.
Seçim öncesi birlik beraberlik mesajları veren, yerel seçimler sonrası yapığı ilk açıklamada “Bizden ya da değil tüm belediyelere kucak açacağız.” diyen Başbakan’ın ne demek istediğine en yakından biz Karamürsel’liler şahit olduk sanırım. Milyarlarca borçla Karamürsel belediyesine bağlanan çoğu AKP’li beldelerin borç ağırlığı yüzünden maaşları ödeyemeyecek duruma gelen Karamürsel belediyesinde ne değişti ki Başkan AKP’li olunca bir anda Büyükşehir Karamürsel diye bir ilçe olduğunu hatırladı?
Topraklarımız, bankalarımız, kamu kuruluşlarımız neden yabancı sermayeye satılıyor. Özelleştirmenin aslı nedir?
Neden Başbakan maden ocaklarında gerekli emniyet önlemlerini almak yerine gruzi patlamalarını kazaya kadere imanla açıklıyor?
Neden işler taşeron firmalara verilip işçinin özlük hakları gasp ediliyor?
Türkiye’den Mavi Marmara adlı gemiyle Gazze’ye yardım götüren geminin bandrolu yolda neden “Komor” olarak değiştiriliyor?
22 milyon kişinin açlık sınırının çok altında yaşadığı ülkemizde önce kendi vatandaşlarımızı doyurmak gerekirken; sonunun ne olacağını bile bile neden sadece ve ısrarla Filistin’e yardım konvoyları gidiyor?
PKK’nın cüreti, askerlerimizin şehit edilmeleri daha mı az önemli ki; bir gece de 7 şehit verdiğimiz İskenderun’da şehrin göbeğindeki Deniz Üs Komutanlığına yapılan roketli saldırı bir kaç küçük haberle geçiştirilerek Filistin yardım konvoyuna yapılan saldırı haberlerinin gölgesinde kalıyor?
Irak’ın kuzeyinde Türkmen’lere yapılan eziyet değil miydi? Soykırım değil miydi? Kızlarına tecavüz edilmedi mi? Yurtlarından sürülmediler mi? Neden sesimiz soluğumuz çıkmıyor?
Irak’ın kuzeyinde askerlerimizin başına çuval geçirildiğinde neredeydi hükümet?
Terör örgütü PKK hakkında “Hangi güçler adına taşeronluk yaptığı yakından bilinen terör örgütü.” diyen Başbakan bu güçlere karşı nasıl bir yaptırım uyguluyor? Teröre her gün şehit veren halk bir açıklamayı hak etmiyor mu?
Ne cesaretle BDP Bitlis Milletvekili Nezir Karabaş “Bu politikalar sürerse Kürt halkı yemin ediyorum sadece gerilla mücadelesiyle kalmayacak yaşamı cehenneme çevirecek” diyebiliyor?
Abdullah Öcalan ne cesaretle tehditvari konuşabiliyor?
1999’da bitti denilen terör ne olduda birden altın çağını yaşamaya başladı?
Bir şehit cenazesinde “Şehitler ölmez, Vatan bölünmez.” diyen Bakırköy müftüsü neden apar topar Adanaya tayin oluyor?
Yıllardır kanlı eylemler yapan PKK terör örgütü üyelerine “eve dönüş” afları gelirken, sınır kapılarında kurulan çadır mahkemelerle hızlı bir şekilde davaları görülüp serbest bırakılırken, neden suçları dahi söylenmeden, fotokopi belgeler, gizli tanıklarla ve ağır işleyen hukuk(!) süreciyle askerler, gazeteciler üstelik terörist damgası yiyerek yıllardır tutuklu yargılanıyor?
Türkiye Cumhuriyeti’nin değişmez ve değiştirilemez ilk 4 maddesi der ki;
MADDE 1. – Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
MADDE 2. – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
MADDE 3. – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.
Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.
Başkenti Ankara’dır.
MADDE 4. – Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
Atatürk milliyetçiliğine bağlı olmak mı, laik ve sosyal bir hukuk devleti olmak mı, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olması mı, dilinin Türkçe olması mı beyaz ay yıldızlı şehitlerimizin kanını ve hürriyeti simgeleyen al bayrağımız mı, başkentimizin Ankara olması mı yada Atatürk’ün önderliğinde verdiğimiz şanlı kurtuluş mücadelemizi ve bağımsızlığımızı simgeleyen İstiklal Marşımız mı??? Sayın Bülent Arınç’ı rahatsız eden hangi madde ki “Cumhuriyet” dışındakilerin değişmesinde sakınca görmüyor?
Ve 3. Madde de açıkça belirtildiği üzere dili Türkçe olan Türkiye Cumhuriyetinde anadilde eğitim söylemlerine gerekli müdahale yapılmadığı gibi neden destekler yönde etnik kökenlerin dillerinde radyolar televizyonlar açılıyor ve üniversitelere giriyor bu dil.
Bilinmiyor mu ki tarihte topla tüfekle yıkılmayan devletler dilleri yok edilerek yıkılmışlardır. Ve yadsınamaz bir gerçek vardır; “Tarih tekerrürden ibarettir.”
Bir devlet kurumu TRT’nin kanalında TRT ŞEŞ’te 8 Ekim 2010 tarihinde oynanan ve canlı olarak yayınlanan Adana Spor - Samsun maçında yayın sırasında İstiklal Marşı okunurken yayının sesi neden kesiliyor? Canlı yayında İstiklal Marşı’nın sesinin kesilmesi ne anlama geliyor?
En ücra dağ köylerinde bile neden ev kiliseler açılıyor?
Ve Fener Rum Patrikhanesinin ekümenikleştirilmesinden nasıl rahatsızlık duyulmuyor?
Ekümenlik nedir?
İşte ekümenliğin tanımı; Ekümenik sıfatı verilmiş olan patrik, tabasının siyasi ve ekonomik çizelgesidir adeta. Savaştan barışa, kadınların doğum kontrolünden, ülkenin protokol işlerine kadar her şeyde son sözün sahibidir. Ekümenikliğin en önemli özelliği, Ekümenik sıfatı, hangi kilisedeki patriğe verilmişse, o kilisenin bulunduğu şehir Hıristiyanlarındır anlamına gelir ve o patriğe bağlı olan Hıristiyan taba, Ekümenik sıfata haiz olan patrikten daha etkin ve yetkin hukuk tanımaz.
Neden haçlı seferlerine liderlik yaptığını söyleyen Fransa ile birlikte Libya’ya asker gönderiyoruz?
Neredeyse tüm komutanlar gizli tanıkların, gizli belgelerin ifadeleriyle tutuklanırken; temel sorumluluğu ve yetki alanı kamu düzenini sağlamak ve kamu yararına çalışmak olan emniyet teşkilatına neden denizaltı dahil her türlü ağır silah ve mühimmatı ithal etme yetkisi veriliyor?
Seçim konvoylarında muhafelet partilerine saldırı olurken olay yerinden uzaklaşan polis, neden iktidar partisinin konvoyu geçerken kuş uçurtmuyor? Hatta derdini anlatmak için eylem yapan vatandaş neden coplarla darp edilip, biber gazlarının öldürücü etkisine maruz bırakılıyor?
Neden kopya, şifre, hatalı sonuç belgesi, yanlış kitapçık dağıtma gibi skandallarla çalkalanan ÖSYM’den istifalar gelmiyor?
Ülkemizde atanmayı bekleyen binlerce öğretmen adayı varken neden ithal öğretmen getirtiliyor?
Rüzgar santralleri kurmak için son derece elverişli bir coğrafyaya sahip olmamıza rağmen nükleer santral kurmak için bu ısrar neden?
Neden askerliğe paha biçmeye çalışılıyor?
Ve neden insanların özel hayatlarına müdahale ediliyor? Neden telefonlar dinleniyor, mekanlara kamera yerleştirmenin mantığı(!) ne? Bunları yapan kimler ve neden kişi için en kritik dönemlerde internet denen ortamda el altından piyasaya sürülüyor?