Hayat bir sınavdır der dururuz.
Hayatın kendisi de bir sınavdır, hayatta bir sınavlar cennetidir ülkemizde.
YGS, LYS, KPSS, ÜDS, ALES, ALS, TUS, KPDS, DGS…. Uzar gider…
Sınav deyince akla ilk gelenlerden biri de kopya…
Okul yıllarımızda hepimiz çekmişizdir kopya. Elimize, sıranın üzerine küçük notlar yazmayan öğrenci yok gibidir.
Benimde olmuştu öyle bir maceram. Sınava hazır hissetmediğim bir dönemde küçük notlar hazırlamaya başladım. Ancak o küçük notlar biraz büyük olmuştu. Yazımı biraz daha küçültüp tekrar yazdım. Ve sınavda birde baktım ki ben o notları hazırlarken öğrenmişim zaten her şeyi. İhtiyacım kalmadı yani kopyaya…
Sınavlar bilgiyi ölçmek içindir. Küçükte olsa büyükte olsa hırsızlıktır kopya çekmek. Bilgi hırsızlığıdır. Ve aslında hırsızlıkların en adisi, en korkuncudur. Yeterince bilgi sahibi olmayan kişilerin hak etmediği görevlerde bulunması işlerin yavaşlamasına gerilemeye yol açar. Kopya ile bir yerlere gelmiş, intihale alışmış kişiler gerilemeye ve ülkelerin felaketine sebeptir.
Üzülerek gördük ki kopya çekmek artık büyük kitlelerce ve komplike bir şekilde yapılıyor.
KPSS ile başlayan kopya skandalı, YGS’de şifreleme iddialarıyla devam etti.
Devlet erkanını tatmin eden açıklamalardan öğrenciler tatmin olmayınca sokaklara dökülüp eylem yaptılar, haklarını savunmaya çalıştılar. Bu eylemlere tepki olarak Sayın Başbakan’ın “Onlar 2000-3000 kişi eylem yapıyor, yapsın problem değil. Biz de 5000-10 000 kişi karşılarına çıkarırız” söylemiyle ne demek istediğini anlamak güç. “Onlar” ve “Bizler” diyerek birilerini ötekileştirdiğini düşünmek istemiyorum bile…
Ve ilginçtir ki KPSS sınavında kopya çektiği belirlenen kişilerin çoğunun ataması gerçekleşti. Okulda kopya çekerken yakalanan öğrenciler disiplin kuruluna sevk edilirken böylesi büyük bir sınavda kopya çeken adaylar neden ceza almadı?
Kopyacı öğretmenler göreve başladıklarında öğrencilerini kopya çekerken yakaladıklarında hangi yüzle onlara ceza verebilecek?
Başka bir konu da KPSS sınavındaki kopya skandalından sonra kopya çekilmesine karşı sınav sırasında büyük önlemler alındı. Alındı alınmasına da kopya olayı cevap anahtarlarının ele geçirilmesiyle yada şifrelenmesiyle yapılıyor gördüğümüz kadarıyla. Bu aşamada ne gibi önlemler alınıyor acaba?
****
Öğretmen demişken, öğretmen adaylarının KPSS sınavına neden girdiklerine de değinmeden geçemeyeceğim. 4 yıllık fakülteyi bitirip mezun olan ve pedagojik formasyon da alan öğretmen adaylarına verdiğiniz eğitime mi güvenmiyorsunuz da ayrıca bir sınava tabi tutuyorsunuz?
Okullarımızda bunca öğretmen açığı varken, mezun ettiğiniz öğretmen adayları neden yıllarca KPSS kapısında bekliyor.
Ve başka bir traji-komik olay; üniversitelerimizden mezun olup göreve başlamak için heyecanla bekleyen pırıl pırıl öğretmenlerimiz varken 40.000 ithal öğretmen getirmek nasıl bir mantıkla açıklanır?
****
İçinde bulunduğumuz günlerde seçim heyecanı sarmış durumda ülkemizi.
Milletvekilliği adaylıklarının açıklanmasının ardından BDP’nin desteklediği bağımsız adayların YSK tarafından vetoya uğramasıyla ardından vetonun kaldırılması bir oldu.
BDP eş başkanı Demirtaş’ın “ Birileri Türkiye’yi adım adım savaşa sürüklüyor. Başbakan gelsin, YSK gelsin burada halka anlatsın bakalım” söylemlerinin ardından Diyarbakır’da belediyeye ait iş makinalarıyla eylemler yapması ve ortalığı savaş alanına çevirmelerinden sonra veto kalktı.
YGS’deki şifrelemeye tepki olarak eylem yapan öğrencilerin karşısına çıkarılacak 5000-10 000 kişi YSK vetosu için eylem yapanların karşısına çıkarılamaz mıydı? Bir hafta da ne değişti ki veto kaldırıldı?
“Kişilerin mennu haklarının iade edildiğine dair belgeyi getirmeleri halinde seçime girebileceklerini” ifade eden YSK bu açıklamayı veto etmeden önce yaparak bunca olaya sebebiyet vermeseydi ve akıllarda soru işaretleri bırakmasaydı sonuç herkes için çok daha iyi olurdu kanısındayım.
****
12 Haziran 2011 de yapılacak seçimler için partiler birbirleriyle yarışmaya başladı bile. Yıllardır duyduğumuz vaadlerin yanı sıra çılgın projelerde gündemimize girdi bu seçimle.
Başbakan’nın açıkladığı ve “çılgın proje” olarak adlandırdığı proje çılgınca düşüncelere de sebep oluyor.
Pekiyi İstanbul’a bir boğaz daha yapmayı amaçlayan bu projeye gerçekten ihtiyaç var mı?
Yeni boğazın açıldığını düşünelim; Karadeniz’den Marmara Denizi’ne akacak suyun debisi ne olacaktır? Çanakkale Boğazı artan suyu tek başına boşaltmaya yetecek midir? Marmara Denizi ve sahilleri bu durumdan nasıl etkilenecektir?
Peki ya denizdeki yaşam… Doğal denge bu değişikliğe hazır mı?
İstanbul’a yeni bir boğaz yapmak için harcanacak bütçe ile özellikle Doğu ve Güney Doğu’ya yatırımlar yaparak istihdam yaratılamaz mı?
****
Yıl 2001…
11 Eylül saldırılarından sonra Başkan Bush “ Haçlı seferleri başlamıştır.”
Yıl 2004…
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac “ Biz Bizans’ın çocuklarıyız!”
Ve yıl 2011 Fransa Cumhurbaşkanı’nın Libya’daki olaylar için “Haçlı seferlerine liderlik yapıyorum” açıklamalarına rağmen yüzlerce yıl egemenliğimiz altında bulunmuş Müslüman din kardeşlerimize karşı ABD ve AB’nin yanındaki yerimizi alarak Libya’ya 1100 askerimizi, 1100 vatan evladını göndermemiz Haçlı Seferlerinde bir taraf değişikliği olarak açıklanabilir mi?
****
Bir de bedelli askerlik konusu var. Bu konu hakkında tek bir cümle söylemek istiyorum; ASKERLİĞİN BEDELİ OLMAZ!...